Fısıldayan Orman ve Kayıp Yıldız Tohumları - Bölüm 5
Bölüm 5: Ay Tepesi ve Yeniden Doğan Gökyüzü
Üç Yıldız Tohumu da güvenli bir şekilde kesedeydi, ancak en zorlu görev hala önlerindeydi: Ay Tepesi'ne ulaşmak. Ormanın en yüksek zirvesi olan bu tepe, bulutları delip geçen sarp kayalıklardan oluşuyordu. Şafağın sökmesine, yani gökyüzünün tamamen kilitlenip yıldızların sonsuza dek kaybolmasına çok az bir zaman kalmıştı. Dağın eteklerine geldiklerinde Mila yorgunluktan nefes nefese kalmıştı. "Leo, bu kayalıkları tırmanmak saatlerimi alır. Güneş doğmadan yetişemem," dedi üzüntüyle.
Leo gülümsedi ve sırtını Mila'ya döndü. "Artık yürümek zorunda değiliz. Atla sırtıma Mila!" Mila şaşkınlıkla arkadaşına baktı ama tereddüt etmeden Leo'nun sırtına tırmandı ve tüylerine sıkıca tutundu. Leo derin bir nefes aldı ve güçlü bacaklarıyla yeri iterek havalandı. Bu kez korku yoktu. Rüzgarı hissediyor, kanatlarının altındaki havayı ustalıkla yönlendiriyordu. Dağın sivri kayalıklarının etrafından ustaca manevralar yaparak bulutların arasından süzüldüler. Ay Tepesi'nin zirvesine, pürüzsüz ve dairesel bir platform olan Yıldız Taşı'nın üzerine indiklerinde, ufuk çizgisi hafifçe kızıllaşmaya başlamıştı. Vakit dolmak üzereydi.
Leo, üç Yıldız Tohumu'nu—altın, mavi ve gümüş—dikkatlice Yıldız Taşı'nın ortasındaki özel oyuklara yerleştirdi. Tohumlar taşa değdiği anda, aralarında inanılmaz bir bağ oluştu ve üçü birden tek bir saf, parlak beyaz ışık hüzmesine dönüştü. "Şimdi ne olacak?" diye fısıldadı Mila, gözlerini ışıktan koruyarak. Tam o anda, tepenin zirvesinde daha önce hiç hissetmedikleri kadar ılık, şefkatli bir rüzgar esmeye başladı. Bu, gökyüzünün kendi nefesiydi. Rüzgar, parlayan tohumların etrafında bir hortum gibi dönmeye başladı ve ışıkları binlerce küçük, parlak toz zerresine ayırdı.
Işık zerreleri rüzgarın kanatlarında hızla gökyüzüne doğru yükseldi. Saniyeler içinde, o zifiri karanlık gökyüzü yeniden canlandı. Tohumlar gökyüzünün boş tuvaline çarptıkça, her biri yeni ve eskisinden daha parlak bir yıldıza dönüştü. Kutup yıldızı yerini aldı, takımyıldızları sırayla dizildi. Gökyüzü yeniden o eski, ihtişamlı ve umut dolu haline kavuşmuştu. Ormandan, ağaçların ve hayvanların sevinçli sesleri tepeye kadar yankılanıyordu. Şafak tamamen söktüğünde, güneşin ilk ışıkları ormanı aydınlatırken, Leo ve Mila tepeden bu muhteşem manzarayı izliyorlardı. Leo, gökyüzüne bakıp derin bir iç çekti. "Biliyor musun Mila," dedi gülümseyerek, "Sanırım gece uçmak, dünyanın en güzel şeyiymiş." Mila arkadaşına gururla sarıldı. Gökyüzü kurtarılmıştı, ama en büyük mucize küçük bir baykuşun kalbinde çiçek açan o büyük cesaretti.