Gölge Misafir - Bölüm 2
2. Bölüm: Duvarların Arkasındaki Gözler
Alp nefesini tuttu. Kalp atışları, odanın içindeki o ağır sessizliği yırtan tek şeydi. Arkasını dönmeye cesaret edemiyordu. Kapı eşiğindeki o gölgenin, rüzgarın bir oyunu ya da yorgun zihninin bir illüzyonu olmasını diledi. Yavaşça başını çevirdiğinde orada kimsenin olmadığını gördü; sadece kapı hafifçe aralanmıştı. Koridordaki hava, dışarıdaki karlı havadan bile daha soğuktu.
Ertesi sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte evi terk etmeyi düşündü ama arabasının anahtarlarını bıraktığı yerde bulamadı. Salonun ortasındaki gramofon, dün gece bıraktığı gibi duruyordu ancak taş plak şimdi ortadan ikiye kırılmıştı. Kırık parçaların üzerinde, kurumuş çamura benzeyen siyah, yapışkan bir sıvı vardı. Alp, evi araştırmaya karar verdi. Bodrum katına inen merdivenlerin önündeki halının altında, zemine kazınmış tuhaf semboller ve isimler fark etti. Hepsi aynı tarihte son buluyordu: 13 Ekim. Ve bugün, 13 Ekim’di.
Duvarların içinden gelen tırmalama sesleri yoğunlaşmaya başladı. Fare olduklarını umuyordu ama sesler sanki birisi tırnaklarıyla betonun arkasından ona ulaşmaya çalışıyormuş kadar güçlüydü. Mutfaktaki dolapların hepsi aynı anda hızla açılıp kapanmaya başladı. Alp, kapıya doğru koştu ancak kapı sanki dışarıdan biri tarafından değil, bizzat evin kendisi tarafından kilitlenmişti. Pencereler açılmıyor, camlar sanki çelikten yapılmış gibi darbelere tepki vermiyordu. O an, evin duvarlarındaki eski portrelerin gözlerinin kendisini takip ettiğini fark etti. Portrelerdeki figürlerin yüzleri yavaş yavaş eriyor, yerlerini karanlık boşluklara bırakıyordu. "Sen davet etmedin," diye fısıldadı bir ses kulağının tam dibinde, "Ama kapıyı açan sensin."