Karagöl’ün Son Hastaları - Bölüm 1
Bölüm 1: Eşiğin Ötesi
Ekim ayının dondurucu rüzgarı, Karagöl ormanının çam ağaçları arasında adeta acı çeken bir insanın iniltisi gibi uğulduyordu. Eski, dökülen boyalarıyla gecenin karanlığında devasa bir mezar taşını andıran Karagöl Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi, tepenin en yüksek noktasında tüm heybetiyle duruyordu. Aracın farları kapattıklarında, etraflarını zifiri bir karanlık sardı. Grubun doğal lideri ve bu fikrin asıl sahibi olan Cem, bagajdan fenerleri çıkarırken yüzünde heyecanlı, pervasız bir gülümseme vardı. "İşte geldik," dedi sırıtarak. "İnternetteki o sahte hayalet avcılarına gerçek bir mekanın nasıl olduğunu göstereceğiz."
Cem'in bu rahat tavrına karşılık, grubun en evhamlısı olan Barış montunun yakalarını kaldırarak etrafına tedirgin gözlerle bakıyordu. "Bana hala bu fikir hiç mantıklı gelmiyor. Buranın neden kapatıldığını biliyorsun, değil mi? Yangından önce bile hastalar üzerinde yasadışı deneyler yapıldığı söyleniyordu. Burası lanetli bir yer."
"Efsaneler, dostum, sadece efsaneler," diye araya girdi Ozan. Ozan, elindeki yüksek çözünürlüklü kamerayı şimdiden kayda almıştı, karanlıkta kırmızı kayıt ışığı tek bir göz gibi parlıyordu. "Bu gece buradan çıkaracağımız görüntüler bizi meşhur edecek."
Grubun mantığın sesi olan Elif, elindeki ağır el fenerini açarak hastanenin kırık camlarına doğru tuttu. Işık huzmesi, havada uçuşan toz zerrelerini ve örümcek ağlarını aydınlatıyordu. "Sadece içeri girip, birkaç saat etrafa bakınıp çıkacağız. Lütfen kimse gruptan ayrılmasın ve saçma sapan hareketler yapmasın," dedi kesin bir dille. Elif'in hemen yanında duran Zeynep ise sessizdi. Empati yeteneği çok güçlü olan ve her zaman ortamın enerjisinden çabuk etkilenen Zeynep, binaya baktığında midesine kramplar girdiğini hissediyordu. Sanki bina onlara bakıyor, devasa beton kütlesi nefes alıp veriyordu. "Burada çok ağır bir keder var," diye fısıldadı Zeynep. "Daha kapıdan girmeden hissedebiliyorum. Sanki... içeride sıkışıp kalmış bir şeyler var."
Cem, Zeynep'in omzuna hafifçe vurdu. "Korku filmi repliklerini sonraya sakla Zeynep, hadi giriyoruz."
Binanın arka tarafında, demir parmaklıkları çürümüş ve esnemiş bir bodrum penceresi buldular. Sırayla bu dar aralıktan içeri süzüldüler. İçeri adım attıkları anda, dışarıdaki rüzgarın sesi bıçak gibi kesildi. Hastanenin içi, yoğun bir küf, çürümüş ahşap ve garip bir şekilde, hala havada asılı kalmış gibi duran yoğun bir ilaç kokusuyla doluydu. Ayaklarının altındaki kırık fayanslar her adımda yankı yapıyor, fenerlerin ışıkları devasa koridorda kayboluyordu.
İlk girdikleri yer geniş bir bekleme salonuydu. Çürümüş sandalyeler, devrilmiş bir danışma bankosu ve yerlere saçılmış, yılların nemiyle hamura dönmüş kağıtlar vardı. Ozan kamerasını her köşeye çevirirken, Cem bankonun arkasına geçti. "Baksanıza, burada hala ziyaretçi kayıt defterleri var," dedi. Tam o sırada, Elif'in fenerinin ışığı koridorun sonundaki karanlığa takıldı. Bir an için orada uzun, ince bir gölgenin hareket ettiğini sandı.
"Orada bir şey var!" diye bağırdı Elif.
Herkes o yöne döndüğü anda, arkalarından girdikleri bodrum penceresinin bulunduğu odadan kulakları sağır eden bir gürültü koptu. Ağır, demir bir kapı öyle bir şiddetle çarpılarak kapandı ki, binanın temelleri sarsıldı. Barış çığlık atarak yere çökerken, Cem hızla odaya doğru koştu. Girdikleri oda artık yoktu; yerinde, üzerinde paslı kilitler olan devasa bir çelik kapı duruyordu. Ve en kötüsü, kilitler içeriden değil, dışarıdan sürgülüydü. "Bu imkansız..." diye fısıldadı Cem, kapıyı omuzlarken. "Burada pencere vardı! Lanet olası pencere nereden kayboldu?" Hastane, beş misafirini içeri almış ve çıkış kapısını sonsuza dek mühürlemişti.