Karanlık Kadraj - Bölüm 1
BÖLÜM 1: Çatı Katındaki Miras
Şehrin boğucu gürültüsünden, egzoz kokan sokaklarından ve sahte insan ilişkilerinden kaçmak... Kerem'in son bir yıldır hayalini kurduğu tek şey buydu. Karadeniz'in hırçın dalgalarını tepeden gören, etrafı sık ve karanlık çam ağaçlarıyla çevrili bu eski ahşap evi bulduğunda aradığı huzura nihayet kavuştuğunu sanmıştı. Ev, en yakın köye kilometrelerce uzaktaydı ve sürekli yağan yağmurun altında adeta zamanın dışında kalmış gibi duruyordu. Yerleştiği ilk birkaç gün, şöminenin başında kitap okuyarak ve verandadan sisli vadileri izleyerek geçmişti. Ancak bir sanatçı olan Kerem'in içindeki üretme dürtüsü çok geçmeden uyanmaya başladı. İlham bulmak amacıyla evin yıllardır girilmemiş, kalın bir toz tabakasıyla örtülü çatı katını keşfe çıkmaya karar verdi. Ahşap merdivenler her adımında acı dolu bir inilti çıkarırken, çatı katının ağır, küflü havası genzini yakıyordu.
Köşede, üzeri kalın bir muşambayla örtülmüş eski bir sandık dikkatini çekti. Sandığın paslı kilidini zorlayarak açtığında, içinde eski gazeteler, sararmış belgeler ve deri bir çanta buldu. Çantanın içinden çıkan şey, Kerem'in gözlerini parlatmaya yetti: 1920'lerden kalma, mükemmel durumda bir körüklü fotoğraf makinesi. Ahşap kasası, pirinç detayları ve sağlam duran körüğüyle adeta bir sanat eseriydi. Kerem, makineyi dikkatle aşağı indirdi, temizledi ve yanında getirdiği eski tip filmlerden birini uyarlayarak içine yerleştirdi. İlk deneme çekimini yapmak için makineyi salonun ortasına, eski ve yıpranmış kadife koltuğa doğru çevirdi. Deklanşöre bastığında çıkan o tok, mekanik "klik" sesi, boş evde garip bir yankı bıraktı.
Evin penceresiz küçük kilerini kendine bir karanlık oda yapmıştı. Kırmızı ışığın altında, kimyasalların keskin kokusu eşliğinde fotoğrafın yavaş yavaş belirmesini izlerken içinde bir heyecan dalgası yükseliyordu. Ancak fotoğraf kağıdının üzerindeki silüetler netleştikçe, heyecanı yerini buz gibi bir dehşete bıraktı. Fotoğrafta, salonun tam ortasındaki kadife koltuk boş değildi. Koltuğa oturmuş, kafası omzuna garip bir açıyla düşmüş, yüz hatları karanlıkta kaybolmuş solgun bir figür ona doğru bakıyordu. Kerem elindeki maşayı küvete düşürdü. Gözlerini ovuşturup tekrar baktı; figür oradaydı. Kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atarak karanlık odadan fırladı ve salona koştu. Koltuk tamamen boştu. Yalnızca dışarıdan gelen rüzgarın uğultusu ve yağmurun cama vuran damlaları vardı. Kendini sakinleştirmeye çalışarak bunun bayatlamış bir film hatası ya da kimyasal bir leke olduğuna ikna etmeye çabaladı, ama içindeki o soğuk ürperti çoktan kanına karışmıştı.