Karanlık Kadraj - Bölüm 2

BÖLÜM 2: Kadrajdaki Gölgeler

O gecenin üzerinden iki gün geçmişti. Kerem, o ilk fotoğrafı karanlık odanın bir köşesine fırlatmış ve bir daha bakmamaya yemin etmişti. Mantığı, gördüğü şeyin kesinlikle eski makinenin merceğindeki bir kırılma ya da çift pozlanma hatası olduğunu söylüyordu. Sonuçta hayaletlere inanacak kadar aklını yitirmemişti. Kendini kanıtlamak ve içindeki korkuyu yenmek için makineyi tekrar eline aldı. Bu kez evin içini değil, dışarıdaki muazzam doğayı çekecekti. Bulutlu bir öğleden sonra, makinenin ağır ahşap tripodunu verandanın kenarına kurdu. Karşısında uzanan uçsuz bucaksız çam ormanını, sislerin arasında kaybolan ağaç gövdelerini kadrajına aldı. Üst üste birkaç kare çekti. Her deklanşör sesinde içindeki gerginlik biraz daha azalıyordu. Doğanın sessizliği ve makinenin mekanik ritmi onu rahatlatmıştı.

Akşam çöktüğünde yeniden kırmızı ışığın altındaydı. Fotoğraflar banyo suyunda belirmeye başladığında, Kerem nefesini tuttu. İlk fotoğraf netleşti... Orman manzarası muazzamdı. Gülümsedi, işte hepsi bir kuruntudan ibaretti. Ancak ikinci fotoğrafa geçtiğinde gülümsemesi yüzünde dondu. Ağaçların arasında, çıplak gözle göremediği detaylar vardı. Ormanın derinliklerindeki ağaç dallarından sarkan, uzun, şekilsiz karaltılar... Üçüncü fotoğrafta bu karaltılar daha da belirgindi ve hepsi eve, doğrudan verandada duran kameraya doğru dönmüş gibiydi. Dördüncü fotoğraf ise kanını dondurdu; figürlerden biri ormanın sınırından çıkmış, evin bahçesine, verandaya doğru yaklaşmıştı. Çarpık uzun kolları ve yüzünün olması gereken yerdeki karanlık boşlukla adeta kameranın içine, Kerem'in ruhuna bakıyordu.

Dehşet içinde geri çekilirken raflardan birine çarptı ve kimyasal şişelerinden biri büyük bir gürültüyle yere tıklandı. Kırmızı ışık titredi. Kerem, o an evin içindeki havanın aniden buz gibi olduğunu fark etti. Sanki bütün ısı bir anda vakumlanmış, yerini mezar gibi bir soğuk almıştı. Salondan gelen ahşap zemin gıcırtılarını duyduğunda nefes almayı bıraktı. Biri, ya da bir şey, salonda ağır ağır yürüyordu. Adımların ritmi bozuktu; sanki bir bacağını sürükleyerek ilerliyordu. Sürüklenme sesi yavaşça koridora, karanlık odanın kapısına doğru yöneldi. Kerem, elindeki ıslak fotoğrafı buruştururken, kapının altındaki dar boşluktan sızan ışığın önünden geçen iki çıplak, çamurlu ve solgun ayağın gölgesini gördü. Kapının kolu yavaşça, acı verici bir sesle aşağı doğru inmeye başladı.