Karanlık Kadraj - Bölüm 3
BÖLÜM 3: Gerçekliğin Sınırlarında
Kapı kolu sonuna kadar indi, ancak kilitli olduğu için açılmadı. Kerem, sırtını karanlık odanın duvarına vermiş, eline geçirdiği ağır bir demir çubukla nefes dahi almadan bekliyordu. Kapının ardındaki şey her neyse, bir süre sessizce bekledi ve ardından aynı sürüklenme sesiyle koridorda uzaklaşıp salonun derinliklerinde kayboldu. Sabaha kadar o dar ve havasız odada, kırmızı ışığın altında titreyerek bekledi. Güneşin ilk ışıkları penceresiz odanın kapı altından sızmaya başladığında cesaretini toplayıp dışarı çıktı. Ev görünürde tamamen normaldi, ancak havada çürümüş et ve ıslak toprak karışımı mide bulandırıcı bir koku asılı kalmıştı. Salona adım attığında, gece duyduğu seslerin kaynağını gördü: Kapıdan başlayıp salonun ortasındaki kadife koltuğa kadar uzanan çamurlu ayak izleri. İzler koltuğun önünde aniden kesiliyordu.
Artık kaçması gerektiğini biliyordu. Eşyalarını bile toplamadan araba anahtarını kaptığı gibi dışarı fırladı. Kontağı defalarca çevirmesine rağmen arabanın motoru sadece acınası bir hırıltı çıkarıyor, bir türlü çalışmıyordu. Kaputu açtığında motor bloğunun üzerindeki buji kablolarının sanki devasa pençelerle parçalanmışçasına koparıldığını gördü. Telefonunu cebinden çıkardı, sinyal yoktu. Yoğun sis, evi dünyadan tamamen izole etmişti; adeta bu lanetli arazinin sınırları içine hapsedilmişti. Çaresizlik içinde eve geri dönmek zorunda kaldı. Sorunun kaynağının çatı katında bulduğu o lanet olası fotoğraf makinesi olduğunu içgüdüsel olarak biliyordu. O makine, görünmeyen dünya ile aralarındaki perdeyi yırtmış, bir geçit açmıştı.
Gündüz gözüyle internetin çok az çektiği bir köşede, eski telefonundan evin geçmişini araştırmaya başladı. Saatler süren aramaların ardından bulduğu eski bir gazete küpürü kanını dondurdu. "1974 - Orman Evinde Vahşet". Evin eski sahibi, ünlü bir portre fotoğrafçısı olan İhsan Bey, ailesini ve kendini katletmişti. Haberin detaylarında, İhsan Bey'in son zamanlarda akıl sağlığını yitirdiği, her yere "Onlar zaten ölü, fotoğraflar yalan söylemez, asıl yüzlerini görüyorum" yazılı notlar bıraktığı yazıyordu. Kerem, makinenin sadece geçmişi değil, İhsan Bey'in cinnetini ve kurbanlarının arafta kalmış ruhlarını şimdiki zamana taşıdığını anladı. Akşam kızıllığı çökerken, salonun köşesinde duran makineye baktı. Makinenin körüğü, sanki nefes alıyormuş gibi hafifçe genişleyip daralıyor gibiydi. Gölgeler uzarken, evin içinden bir kadın hıçkırığı ve ardından kalın, boğuk bir kahkaha yankılandı.