Karanlık Kadraj - Bölüm 4

BÖLÜM 4: Kırık Mercek

Gece karanlığı eve çöktüğünde, Kerem'in akıl sağlığı incecik bir ipliğe bağlıydı. Evin her köşesinden fısıltılar, tırmalama sesleri ve o iğrenç çürük kokusu geliyordu. Işıklar dakikalar önce büyük bir patlamayla sönmüş, sigortalar erimişti. Kerem'in elinde sadece titreyen ışığıyla küçük bir el feneri vardı. Salondaki şöminenin önünde duran kameraya doğru yaklaştı. Her şeyin bu aletle başladığına ve onu yok ederse bu kabusun biteceğine inanıyordu. Titreyen elleriyle şömine maşasını kavradı ve bütün gücüyle makinenin ahşap gövdesine indirdi. Çıkan parçalanma sesiyle birlikte evin içindeki tüm fısıltılar aniden, bıçak gibi kesildi. Makinenin ahşap kasası ikiye ayrılmış, körüğü yırtılmıştı. Ancak pirinç çerçeveli kalın mercek, şöminenin taş zeminine yuvarlanmış ve tek bir çizik dahi almadan sapasağlam kalmıştı.

Sessizlik, sadece birkaç saniye sürdü. Ardından, bir cehennem koptu. Evin zeminleri sarsılmaya, mutfaktaki tabak çanaklar duvarlara çarparak parçalanmaya başladı. Salonun pencereleri şiddetli bir rüzgarla patlayarak içeriye cam kırıkları yağdırdı. Kerem kollarını yüzüne siper ederek yere kapandı. Görünmeyen bir güç onu ayak bileğinden yakaladı ve acımasızca salonun zemininde sürüklemeye başladı. Çığlık atarak yerdeki halıya, masa ayaklarına tutunmaya çalıştı ama onu çeken kuvvet insanüstü bir güce sahipti. Sürüklenişi, şöminenin tam önünde, parçalanmış kameranın kalıntılarının yanında son buldu. Feneri yere düşmüş, titrek ışığı yuvarlanan sağlam merceğe vuruyordu.

Nefes nefese yerden doğrulmaya çalışırken, odanın sıcaklığının tekrar sıfırın altına düştüğünü hissetti. Etrafı zifiri karanlıktı, fenerin cılız ışığı dışında hiçbir şey görünmüyordu. Gözleri ister istemez fenerin aydınlattığı merceğe kaydı. Kalın camın içinden yansıyan görüntü, odanın tavanını göstermesi gerekirken bambaşka bir şey gösteriyordu. Merceğin içinde, Kerem'in ilk fotoğrafta gördüğü, kafası kopukmuş gibi duran solgun yüzlü adam ona bakıyordu. Sadece bakmıyor, merceğin içinden ona doğru gülümsüyordu. Göz çukurları tamamen siyahtı ve ağzı imkansız bir genişlikte açılmıştı. O an Kerem, makineyi parçalamanın geçidi kapatmadığını, aksine onları tutan tek kafesi de kırdığını dehşetle fark etti. Merceğin içindeki figürün ağzından, evin her yanından yankılanan, zihnine çivi gibi çakılan boğuk bir ses duyuldu: "Gülümsediğin için teşekkürler."