Karanlık Kadraj - Bölüm 5

BÖLÜM 5: Vizördeki Mahkumiyet

Karanlığın içinden uzanan, buz gibi ve çürük et kokan eller Kerem'in omuzlarını kavradığında atabileceği hiçbir çığlık kalmamıştı. Onu ayağa kaldırdılar; bedeni felç olmuş gibiydi, kasları itaat etmiyordu. Karşısında sadece bir tane değil, onlarca silüet duruyordu. Kimi boynundan asılmış gibi başı yana yatık, kimi paramparça olmuş uzuvlarıyla etrafını sarmıştı. Hepsinin yüzü, İhsan Bey'in kurbanlarının acı dolu maskeleri gibiydi, ancak gözlerinde saf bir kötülük parlıyordu. İçlerinden en uzunu, yüzü olmayan o ilk figür öne çıktı. Yerden aldığı ve tek sağlam parça olan merceği kendi boş yüzünün hizasına kaldırdı. Kerem, kendi yansımasını o lanetli camda gördü; yüzü dehşetle çarpılmış, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açılmıştı.

"Biz burada çok yalnızdık," diye fısıldadı şekilsiz varlık, sesi rüzgarın uğultusuna karışırken. "Sonsuz bir anın içine hapsolmuştuk. Bizi sen gördün, sen çağırdın. Şimdi, kadrajın diğer tarafına geçme sırası sende." Kerem çırpınmaya çalıştı ama görünmez kollar onu bir mengene gibi sıkıyordu. Varlık, merceği yavaşça Kerem'in gözlerine doğru yaklaştırdı. Camın soğukluğunu teninde hissettiği an, kör edici, bembeyaz bir flaş patladı. Bu ışık, ne bir kameradan ne de şimşekten geliyordu; bu, gerçekliğin yırtılmasının, ruhunun bedeninden sökülüp alınmasının ışığıydı. Gözlerini kör eden bu patlamanın ardından her şey birden durdu. Sesler, koku, soğuk... Hepsi kayboldu.

Haftalar sonra köylülerin ihbarı üzerine eve gelen jandarma ekipleri, orman evini tamamen terk edilmiş halde buldular. Evin içi darmadağındı; pencereler kırılmış, eşyalar parçalanmıştı. Etrafta ne bir kan izi ne de Kerem'e ait bir ipucu vardı. Aramayı yöneten komutan, şöminenin önünde duran kül yığınının arasında sapasağlam kalmış bir fotoğraf buldu. Fotoğraf, eski tip bir kağıda basılmıştı ve salonu gösteriyordu. Komutan fotoğrafa yakından baktığında ürperdiğini hissetti. Fotoğrafta, yıpranmış kadife koltuğun arkasındaki karanlık köşede duran bir adam vardı. Adamın yüzü, sonsuz bir dehşet çığlığı atıyormuşçasına çarpılmıştı. Komutan, fotoğraftaki adamın kayıp fotoğrafçı Kerem'e ne kadar benzediğini düşünerek yutkundu. Fotoğrafı delil poşetine koyarken, kağıdın yüzeyinden ince, boğuk bir tırmalama sesinin geldiğine yemin edebilirdi ama bunu kimseye söyleyemedi. Kerem, artık sonsuza dek kendi karanlık kadrajının içine hapsolmuştu.