Küçük Kaşif Milo ve Kayıp Yıldız - Bölüm 1
Bölüm 1: Ormana Düşen Işık
Rüzgar Gülü Kasabası, etrafı yemyeşil ulu çam ağaçlarıyla çevrili, ortasından şırıl şırıl akan bir nehrin geçtiği küçük ve şirin bir yerdi. Bu kasabada yaşayan yedi yaşındaki Milo, yaşıtlarının aksine oyuncak arabalarla veya tahta kılıçlarla oynamak yerine zamanını hep gökyüzünü inceleyerek geçirirdi. Odasının tavanı karanlıkta parlayan gezegen çıkartmalarıyla doluydu ve penceresinin hemen önünde, dedesinden ona miras kalan büyük, pirinç bir teleskop dururdu. Milo her gece uyumadan önce teleskopun başına geçer, takım yıldızlarını sayar, Ay’ın kraterlerini inceler ve kendi kendine uzaylıların neye benzediğini hayal ederdi.
Sıcak bir yaz gecesiydi. Gökyüzü bulutsuzdu ve yıldızlar, siyah kadife bir örtünün üzerine serpilmiş elmaslar gibi parlıyordu. Milo, teleskopunu Büyük Ayı takımyıldızına doğru ayarlamışken gözünün ucuyla parlak bir çizginin gökyüzünü yardığını fark etti. Bir kayan yıldızdı bu! Ama sıradan kayan yıldızlar gibi ufukta kaybolup gitmedi. Işık topu hızla aşağı doğru süzüldü, süzüldü ve kasabanın hemen sınırındaki Fısıldayan Orman’ın derinliklerine doğru düştü. Düşerken çıkardığı hafif bir "vuuuuv" sesi ve ardından gelen yumuşak bir gümbürtü, Milo’nun kalbinin hızla çarpmasına neden oldu. O ana kadar sadece kitaplarda okuduğu göktaşlarından birini kendi gözleriyle görmüş olabilir miydi?
Heyecanla yatağından fırladı. Sırt çantasına el fenerini, bir pusula, biraz kurabiye ve kalın bir hırka koydu. Ailesini uyandırmamaya özen göstererek penceresinden bahçeye süzüldü ve ormana doğru koşmaya başladı. Fısıldayan Orman geceleyin biraz ürkütücü olabilirdi; rüzgar ağaçların yaprakları arasından geçerken gerçekten de birileri fısıldaşıyormuş gibi sesler çıkarırdı. Ancak Milo’nun içindeki keşfetme arzusu, korkusundan çok daha büyüktü. Fenerinin ışığıyla devasa ağaç gövdelerinin arasından ilerlerken, ileride, çalılıkların arasında hafif mavi ve sarı karışımı bir parıltı gördü.
Adımlarını yavaşlatıp parıltıya doğru yaklaştığında gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi. Beklediği gibi simsiyah, yanık bir kaya parçası değildi. Yumuşak toprakta açılan küçük bir çukurun içinde, etrafına solgun bir ışık saçan, avuç içi büyüklüğünde, beş köşeli ve canlı bir varlık duruyordu. Gözleri kapalıydı ve sanki nefes alıyormuş gibi hafifçe inip kalkıyordu. Işığı ara sıra titriyor, sanki gücünü kaybediyormuş gibi zayıflıyordu. Milo hayatında ilk defa gerçek bir yıldızı bu kadar yakından görüyordu. Yavaşça dizlerinin üzerine çöktü ve titreyen elleriyle ona doğru uzandı.