Mercan Şehri’nin Kayıp Melodisi - Bölüm 2
Bölüm 2: Fısıldayan Yosunlar Ormanı ve Sakar Bubi
Su Kabuğu derinlere indikçe, etraftaki renkler de değişmeye başladı. Güneşin parlak sarısı ve denizin açık mavisi yerini, lacivert, mor ve gizemli bir zümrüt yeşiline bıraktı. Lina, denizaltının devasa cam kubbesinden dışarıyı büyülenecek bir ifadeyle izliyordu. Normalde bu derinliklerde balinaların şarkıları ve yunusların kıkırdamaları yankılanırdı, ancak şimdi sadece sağır edici bir sessizlik hakimdi. Bir süre sonra karşılarına devasa, ağaç gibi uzayan yeşil bitkilerin olduğu bir bölge çıktı. Burası Fısıldayan Yosunlar Ormanı'ydı.
"Dikkatli ol Lina," dedi Pırpır zihninden. "Bu orman normalde çok neşelidir, yosunlar akıntıyla sallanırken birbirlerine sırlar fısıldar. Ama şimdi karanlık ve tehlikeli görünüyorlar." Gerçekten de dev yosunlar, sanki kolları olan devasa gölgeler gibi denizaltının etrafını sarmıştı. Lina, geminin farlarını açarak yosunların arasından dikkatlice manevra yapmaya başladı. Tam o sırada, denizaltının camına "GÜM" diye yumuşak ve şeffaf bir şey çarptı. Lina irkilerek fren yaptı. Çarpan şey, şemsiyeye benzeyen gövdesiyle tepetaklak olmuş, fosforlu mavi renkte parlayan küçük bir denizanasıydı.
Denizanası kendini toparlayıp denizaltının ön camına yapıştı ve kocaman, sevimli gözleriyle içeri baktı. Lina geminin dış hoparlör sistemini açarak iletişim kurmaya çalıştı. "Merhaba! İyi misin? Biz seni görmedik!" dedi. Denizanası sevinçle kendi etrafında döndü ve dokunaçlarıyla cama vurarak Mors alfabesine benzer tıkırtılar çıkardı. Pırpır bu dili anlıyordu. "Adı Bubi'ymiş," diye çevirdi Pırpır. "Çok sakar olduğunu ve Melodi İncisi kaybolduğundan beri yönünü bulamadığını söylüyor. Denizanası ailesi müziğin titreşimleriyle iletişim kurarmış. Şimdi tamamen kaybolmuş."
Lina'nın kalbi yumuşadı. "Ona bizimle gelebileceğini söyle. Mercan Şehri'ni arıyoruz." Bubi bunu duyunca o kadar sevindi ki, parıltısı iki katına çıktı. Ormanın karanlık yollarında Bubi, denizaltının hemen önünde yüzerek onlara canlı bir fener gibi rehberlik etmeye başladı. Onun komik hareketleri ve ara sıra yosunlara dolanıp kendi kendini kurtarmaya çalışması, bu sessiz ve gergin yolculuğu biraz olsun neşelendirmişti. Ancak ormanın sonuna yaklaştıklarında, devasa bir çukurun kenarına geldiler. Burası, deniz altının en derin ve en bilinmez yeri olan Dipsiz Yarık'tı. Karşıya geçmelerinin tek yolu, yarığın üzerinde uyuyan devasa muhafızı uyandırmaktı.