Mühürlü Kapı - Bölüm 5
Bölüm 5: Son Mühür
Bodrum katının demir kapısı önünde durduklarında, içeriden gelen sesler daha da şiddetlenmişti. Tırmalama, fısıltı ve acı dolu çığlıklar birbirine karışıyordu. Cem, zincirleri tekrar açıp kapıyı itti. Oda, geldiklerinden daha karanlık ve daha soğuk görünüyordu. Sandık, odanın ortasında, karanlığın odak noktası gibi duruyordu.
"Serra, kitabı aç ve son sayfayı bul," dedi Cem, bağlı Selin'i odanın bir köşesine yatırırken. Serra, titreyen elleriyle kitabı açtı. Sayfalar, eski ve kırılgandı. Son sayfaya vardığında, buranın diğer sayfalardan farklı olduğunu gördü; metin, kan kırmızısı bir mürekkeple yazılmıştı ve etrafı daha karmaşık sembollerle çevriliydi.
"Buldum," dedi Serra, sesi fısıltı gibi çıktı.
Cem, sandığın yanına gitti ve kapağını açtı. Sandığın içi boştu, sadece dibinde toz ve eski bir koku vardı. "Tamam," dedi Cem. "Duayı okumaya başla."
Serra, duayı okumaya başladı. Kelimeler, eski bir dildeydi ve telaffuzu zordu. Serra'nın sesi odada yankılandıkça, odadaki hava daha da ağırlaştı. Fenerlerin ışığı yanıp sönmeye başladı. Duvarlardaki semboller, parlamaya başladı.
Aniden, odanın ortasında, sandığın üzerinde, karanlıktan oluşmuş devasa bir form belirdi. Bu form, bir cin, bir Marrid idi. Gözleri kırmızı kor gibi parlıyor, boynuzları ve pençeleri vardı. Cin, Serra'ya doğru hamle yaptı ama görünmez bir duvar tarafından durduruldu. Duanın gücü, onu engelliyordu.
Cin, bu sefer Cem'e döndü. "Kandırma bizi, ölümlü," dedi sesi odada yankılanarak. "Bedeli biliyorsun. Bir can. Ya o, ya sen." Cin, eliyle köşede bağlı yatan Selin'i işaret etti.
Cem, Selin'e baktı. Selin'in siyah gözleri, ona yalvarır gibi bakıyordu. Sonra Serra'ya baktı. Serra, duayı okumaya devam ederken, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Cem, imamın sözlerini hatırladı: "Biriniz canını feda etmeli."
Cem, derin bir nefes aldı. Kararını vermişti. Arda zaten gitmişti. Selin ise musallat altındaydı. "Ben," dedi Cem, sesi ciddileşerek. "Bedel benim."
Cem, cebinden Arda'nın kırık kamerasının bir parçasını, keskin bir cam parçasını çıkardı. Duayı okuyan Serra'ya baktı ve gülümsedi. "Devam et, Serra. Durma."
Cem, cam parçasını bileğine bastırdı. Kan, sandığın içine damlamaya başladı. Cin, Cem'in kanını görünce, bir zafer çığlığı attı. Cem'in kanı sandığa damladıkça, cini çevreleyen görünmez duvar daralmaya başladı. Cin, sandığın içine doğru çekilmeye başladı.
"Hayır!" diye kükredi cin, ama artık çok geçti. Mühür, kanla yenileniyordu.
Serra, duanın son kelimelerini okudu. Cem, yere yığılırken, cin sandığın içine tamamen çekildi. Sandığın kapağı, büyük bir gürültüyle kapandı. Demir kapı, kendiliğinden kapandı ve zincirler yerine oturdu.
Odadaki karanlık dağıldı. Fenerler normal bir şekilde yanmaya başladı. Selin'in gözleri normale döndü ve bayıldı. Serra, Cem'in yanına koştu. Cem'in gözleri kapanıyordu, ama yüzünde huzurlu bir ifade vardı.
"Başardık," diye fısıldadı Cem. Ve son nefesini verdi.
Konağın iniltisi kesildi. Dışarıdaki sis dağıldı ve sabahın ilk ışıkları pencerelerden içeri süzüldü. Serra ve Selin, konağın ana kapısının açıldığını gördüler. Kurtulmuşlardı. Ama geride, iki arkadaşlarını ve Yâran Konağı'nın mühürlü sırrını bırakmışlardı. Konak, artık sessizdi, ama karanlık, sadece bir sonraki mühür kırılana kadar uykuya dalmıştı.