Mühürlü Kapı - Bölüm 4
Bölüm 4: İmam'ın Uyarısı
Arda'nın kaybolmasıyla, Cem ve Serra'nın korkusu dehşete dönüştü. Selin ise, garip bir donukluk içindeydi, sanki bedeni oradaydı ama ruhu çoktan uzaklaşmıştı. Cem, Selin'in kolundan tutup onu salondan çıkardı. "Burada duramayız," dedi. "Arda'yı bulmalıyız ve bir çıkış yolu aramaya devam etmeliyiz."
Selin'in cebinden düşen telefonunu alan Serra, şaşkınlıkla bağırdı. "Sinyal var! Cem, bir çubuk çekiyor!"
Cem, hemen telefonu aldı ve son arananlar listesindeki köy imamının numarasını çevirdi. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra, yorgun ve endişeli bir ses açtı. "Alo? Kimsiniz?"
"Hocam, biz Yâran Konağı'ndayız," dedi Cem, sesi titreyerek. "Mührü kırdık. Arkadaşımız kayboldu. Bize yardım edin!"
Telefonda kısa bir sessizlik oldu. Sonra imam, derin bir iç çekti. "Size gelmeyin demiştim evlatlarım. O ev, lanetli. O mühür, boşuna yapılmadı."
"Ne yapmalıyız? Bizi buradan çıkarın!"
"Dinleyin beni," dedi imam, sesi ciddileşerek. "Marrid'ler, kandırılmayı ve itaat etmeyi sever. Onları tamamen yok edemezsiniz, sadece geri gönderebilirsiniz. O mühürlü sandıktaki kitabı aldınız mı?"
"Evet, bende."
"O kitabın son sayfasında, mühürü yenilemek için gereken son dua ve ritüel yazılıdır. O ritüeli yapmalısınız. Ve en önemlisi, mühürün tekrar işlemesi için, bir... bedel ödenmesi gerekir."
"Ne bedeli?" diye sordu Cem.
"Can. Mühürü kıranlardan birinin canı. Yâran Ailesi'nin son üyesi, kendi canını feda ederek onları mühürlemişti. Şimdi, bu canı sizden biri vermeli."
Cem'in eli titredi, telefon neredeyse düşüyordu. "Başka bir yolu yok mu?"
"Maalesef evlat," dedi imam. "Ve unutmayın, Marrid'ler zihninize oyunlar oynayacak. Korkunuzu kullanacaklar. Birbirinize güvenin ve inancınızı kaybetmeyin." Telefon aniden kesildi. Sinyal tekrar gitmişti.
Cem, Serra'ya baktı. Serra'nın yüzünde korku ve umutsuzluk vardı. "Ne dedi?" diye sordu Serra.
Cem, imamın son sözlerini saklamaya karar verdi. "Bir ritüel yapmalıyız," dedi sadece. "Kitabın son sayfasındaki duayı okumalıyız. Ve bunu o mühürlü odada yapmalıyız."
O sırada, Selin aniden konuşmaya başladı. Sesi, tekrar o korkunç, çok tonlu sesti. "Bedel... Can... Biriniz... Bizimle... Kalacak..." Selin, eline mutfaktan aldığı keskin bir bıçağı almış, Cem'e doğru yürüyordu. Gözleri tamamen siyah, yüzünde şeytani bir gülümseme vardı.
Cem, Selin'in üzerine atlayıp bıçağı elinden almaya çalıştı. Serra da ona yardım etti. Selin, inanılmaz bir güce sahipti ama sonunda onu yere yatırıp bağlamayı başardılar. Selin, yerde yatarken, hırıltılı bir sesle gülmeye ve anlaşılmaz bir dilde konuşmaya devam etti.
"Ritüeli yapmalıyız," dedi Cem, sesi kararlıydı. "Hemen."
Bağlı Selin'i ve kitabı yanlarına alıp, tekrar bodrum katına, mühürlü odanın olduğu yere doğru yola çıktılar. Konağın koridorlarında, Arda'nın feryatlarını andıran sesler yankılanıyordu ama Cem, bunun bir oyun olduğunu biliyordu. Korku, onların en büyük düşmanıydı. Şimdi, sadece ritüeli tamamlamak zorundaydılar.