Mühürlü Kapı - Bölüm 3

Bölüm 3: Gölgelerin Dansı

Bodrumdaki o korkunç deneyimden sonra ekip, üst kattaki büyük salona sığındı. Kimse konuşmuyordu, sadece nefes alışverişleri ve dışarıdaki sisin konağın duvarlarına çarpma sesi duyuluyordu. Cem, sandıktan aldıkları eski kitabı inceliyordu, Selin ise kitabın dilini çözmeye çalışıyordu.

"Bu kitapta, konakta yaşayanların cinlerle nasıl bir anlaşma yaptığı anlatılıyor," dedi Selin, sesi titreyerek. "Yâran Ailesi, zenginlik ve güç karşılığında bu topraklarda yaşayan bir cin kabilesine, 'Marrid'lere, itaat etme sözü vermiş. Ancak cinler, ailenin her kuşağından bir can istemiş. Sonunda, ailenin son üyesi bu laneti sona erdirmek için kendini ve cinleri o odaya mühürlemiş."

"Biz o mührü kırdık," dedi Arda, kamerasını kapatarak. "Yani şu an o... şeyler, bu evde bizimle birlikte mi?"

Cem, kitabı kapattı. "Eğer kitap doğruysa, onları geri göndermenin bir yolu olmalı. Ama önce bu geceyi atlatmalıyız."

O sırada, salondaki avize aniden sallanmaya başladı. Mobilyalar kendi kendine yer değiştirdi. Serra, bir köşede büzülmüş, ağlıyordu. Aniden, salonun duvarlarında beliren gölgeler, insan formuna bürünmeye başladı. Bu gölgeler, duvardan ayrılıp ekibin etrafında dönmeye başladılar.

"Işıkları açın!" diye bağırdı Cem. Arda, kamerasının güçlü ışığını gölgelere doğrulttu. Işık, gölgeleri geçici olarak dağıttı, ancak gölgeler hemen başka bir yerde belirdiler.

Sonra, odanın sıcaklığı aniden düştü. Ekip, ağızlarından buhar çıktığını fark etti. Selin, aniden olduğu yerde donup kaldı. Gözleri faltaşı gibi açıldı, yüzü bembeyaz oldu. "Bana bakıyorlar," diye fısıldadı. "Beni görüyorlar."

Arda, Selin’e doğru hamle yaptı ama Selin, sanki görünmez bir güç tarafından havaya kaldırıldı. Havada asılı kalırken, vücudu garip bir şekilde büküldü. Ağzından, kendi sesine ait olmayan, hırıltılı ve çok tonlu bir ses çıktı: "Siz, mühürü kıranlar... Bedelini ödeyeceksiniz."

Cem, kitaptan öğrendiği bir duayı okumaya başladı. Ses tonu titriyordu ama kelimeleri doğru telaffuz etmeye çalışıyordu. Duanın etkisiyle, Selin yavaşça yere indi. Ancak fenerlerin ışığı, Selin’in yüzünde garip bir ifadenin belirdiğini gösterdi; gözleri tamamen siyah olmuştu.

"Selin, iyi misin?" diye sordu Serra. Selin cevap vermedi, sadece Cem’e baktı ve tüyler ürpertici bir gülümsemeyle sırıttı.

Aniden, konağın içinde bir kapı daha kapandı, bu sefer üst kattan geliyordu. Sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. Sanki konak, onları farklı odalara hapsetmeye çalışıyordu.

"Birbirimizden ayrılmamalıyız," dedi Cem. "Işıkları bir arada tutun."

Ancak karanlık, onları ayırmak için her şeyi yapıyordu. Salondaki mobilyalar, havaya kalkıp üzerlerine doğru fırlatıldı. Arda, kamerasını korumaya çalışırken bir sandalyenin çarpmasıyla yere düştü. Feneri elinden kayıp karanlığın içinde kayboldu.

"Arda!" diye bağırdı Serra. Arda’nın çığlığı, konağın iniltisiyle karıştı. Cem ve Serra, Arda’nın olduğu yere koştular ama Arda yoktu. Sadece kamerası, yerde, kırılmış bir şekilde duruyordu. Ve hemen yanında, zemine kırmızı boyayla çizilmiş yeni bir sembol vardı. Konağın gölgeleri, ilk kurbanını almıştı.