Mühürlü Kapı - Bölüm 2
Bölüm 2: Bodur Kattaki Sır
Konağın ana kapısının kilitlenmesiyle ekipte panik başladı. Cem, kapıyı omuzlamaya çalıştı ama ahşap yapı, en ufak bir esneme bile göstermedi. Arda ve Serra, pencereleri kontrol etti; ancak pencereler de sanki duvarla birleşmiş gibi kımıldamıyordu. Dışarıdaki sis, camların arkasında kalın bir duvar gibi duruyordu, ay ışığını bile engelliyordu.
"Telefonlar hâlâ çekmiyor," dedi Selin, sesi ağlamaklı bir hal alarak. "Kimse nerede olduğumuzu bilmiyor."
Cem, sakin kalmaya çalışarak, "Tamam, sakin olun," dedi. "Burası eski bir ev, kapılar sıkışabilir. Başka bir çıkış yolu bulmalıyız. Arka kapı veya bodrum katı."
Ekip, ellerindeki fenerlerin zayıf ışığıyla konağın derinliklerine doğru ilerledi. Salondan geçip mutfak bölümüne vardılar. Mutfak, paslanmış mutfak aletleri ve kırık porselenlerle doluydu. Mutfağın köşesinde, zemine doğru inen dar bir merdiven buldular. Burası bodrum katına açılıyordu.
Merdivenlerden aşağıya indikçe, hava daha da soğudu ve koku dayanılmaz bir hal aldı. Burası nemli, karanlık ve basık tavanlı bir alandı. Fenerlerin ışığı, duvarlardaki garip, dairesel sembolleri aydınlattı. Bu semboller, kırmızımsı bir boyayla çizilmişti ve Selin, bunların daha önce gördüğü hiçbir kültüre ait olmadığını fark etti.
"Bu semboller... Çok eski görünüyorlar," diye mırıldandı Selin, not defterine bir şeyler karalamaya çalışarak.
Bodrum katının sonunda, ağır bir demir kapı duruyordu. Kapının üzerinde Arapça harflerle yazılmış ayetler ve daha karmaşık semboller vardı. Kapı, kalın zincirlerle ve devasa bir asma kilitle mühürlenmişti.
"Burası... Mühürlü Kapı," dedi Serra, sesi titreyerek. "Köylünün bahsettiği yer burası olmalı."
Cem, kilide dokunmak için elini uzattı ama Arda onu durdurdu. "Cem, yapma. Bu hiç iyi bir fikir değil."
Ancak Cem, merakına yenik düşmüştü. "Belki de çıkış yolu buradadır," diyerek kilidi kurcalamaya başladı. Kilit, yılların pasına rağmen garip bir şekilde kolayca açıldı. Zincirler yere düştüğünde, kapı kendiliğinden yavaşça aralandı. İçeriden, sanki binlerce yılın biriktirdiği soğuk bir nefes dışarı fırladı.
Odanın içi zifiri karanlıktı. Işıklarını içeri tuttuklarında, odanın ortasında duran eski bir sandık gördüler. Sandığın etrafı da aynı kırmızı sembollerle çevriliydi. Sandığın üzerinde eski, yıpranmış bir deri ciltli kitap duruyordu.
Selin, kitaba doğru adım attı. Kitabı eline aldığında, sayfaların samanın üzerine yazılmış, eski bir el yazısıyla dolu olduğunu gördü. Kitap, Yâran Ailesi'nin bir üyesi tarafından yazılmış bir günlüktü. Selin, sayfaları rastgele karıştırırken, aniden durdu. "Bu kitap... Buradaki ailenin, bu konakta sakladığı karanlık bir sırrı anlatıyor. Onlar... Cinlerle bir anlaşma yapmışlar."
Tam o sırada, odadaki fenerler aniden söndü. Zifiri karanlığın içinde, Serra’nın ses kayıt cihazı kendi kendine çalışmaya başladı ve odada boğuk, hırıltılı bir ses yankılandı: "Bizi... Serbest... Bıraktınız..."
Hepsi çığlık atarak odadan dışarı fırladı. Demir kapıyı arkalarından kapatmaya çalıştılar ama kapı, sanki bir güç tarafından itiliyordu. Sonunda kapıyı kapatıp, zincirleri tekrar yerine taktıklarında, bodrum katından gelen tırmalama ve fısıltı sesleri kesilmedi. Yukarı çıktıklarında, konak artık eskisi gibi değildi. Duvarlar sanki nefes alıyor, gölgeler kımıldıyordu. Mühür kırılmıştı ve karanlık, artık özgürdü.