Sırçadaki Yabancı - Bölüm 5
BÖLÜM 5: YER DEĞİŞTİRME
Odanın içini dolduran karanlık sis, Kerem'in görüşünü tamamen engelliyor, ciğerlerine dolan keskin soğuk nefes almasını imkansız hale getiriyordu. Sis tabakasının içinden, önce çürük et kokusu, ardından da o ıslak, sürtünme sesi geldi. Varlık artık aynanın sınırlarından çıkmış, fiziksel dünyaya adım atmıştı. Kerem çaresizlik içinde elindeki levyeyi savurdu ama metalin soğuk hissi sadece boş havayı yardı. Bir saniye sonra, buz gibi, ıslak ve çelikten farksız bir el, Kerem'in bileğini kavradı. Kavrayış o kadar güçlüydü ki, kemiklerinin çatırdadığını duydu ve levye elinden gürültüyle yere düştü. Varlık, Kerem'i boynundan yakaladığı gibi havaya kaldırdı. O çürümüş, kendi yüzünün kopyası olan yüzü, Kerem'in yüzüne santimler kala durdu. Varlığın gözlerinin içinde dipsiz bir uçurum, sonsuz bir boşluk ve tarifsiz bir acı vardı. "Artık senin hayatın, senin anıların, senin sanatın benim," diye fısıldadı varlık, ağzından dökülen kelimelerle birlikte çürük nefesi Kerem'in yüzüne çarptı. "Ve sen, benim cehennemimde çürüyeceksin."
Varlık, Kerem'i kırık aynaya doğru inanılmaz bir güçle fırlattı. Kerem cam kırıklarına çarpıp parçalanmayı beklerken, bedeni aynanın yüzeyine temas ettiği anda sıvı bir maddenin içine dalıyormuş gibi hissetti. Fiziksel bir acı yoktu, sadece kemiklerine kadar işleyen, ruhunu donduran mutlak bir soğukluk vardı. Görüşü bir anlığına karardı ve tekrar açıldığında kendini zifiri karanlık, sessiz ve yerçekiminin olmadığı bir boşlukta asılı buldu. Etrafına bakındığında, havada süzülen devasa, dikdörtgen bir pencere gördü. Bu pencere, aslında aynanın camından kendi atölyesine baktığı yerdi. Camın ötesinde, kendi atölyesini, devrilmiş şövaleyi ve yerdeki levyeyi görebiliyordu. Ve sonra onu gördü. Varlık, odanın ortasında duruyor, Kerem'in bedenine yerleşmenin verdiği hazla derin nefesler alıyor, parmaklarını inceliyor ve esneme hareketleri yapıyordu. Teni normalleşmiş, gözlerindeki o şeytani ifade yerini Kerem'in kendi yorgun ama insani bakışlarına bırakmıştı. Kusursuz bir kopyaydı artık; o, Kerem olmuştu.
Kerem, hapsedildiği bu cam hapishanenin içinden var gücüyle bağırdı, camı yumrukladı ama sesi kendi kulaklarında bile duyulmuyordu. Sadece sessiz bir çığlık olarak yankılanıyordu boşlukta. Yeni Kerem, aynaya doğru yürüdü. Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Yerde duran o ağır, bordo kadife örtüyü yavaşça eğilip aldı. Aynanın tam karşısına geçip, içeride çırpınan, dehşet içindeki gerçek Kerem'in gözlerinin içine son bir kez baktı. Dudaklarında o iğrenç, çarpık gülümseme son bir kez belirdi. Sonra örtüyü aynanın üzerine tek bir hareketle fırlattı. Kırmızı kadife camın yüzeyini kapatırken, Kerem'in dünyası yavaş yavaş karardı. Işık tamamen kaybolduğunda, geriye sadece sonsuz bir sessizlik, dondurucu bir soğukluk ve yıllar, belki de asırlar boyu sürecek olan o delirtici bekleyiş kaldı. Dışarıdaki dünyada ise, Kerem adlı genç ressam, ertesi sabah yıllardır veremediği o büyük şaheserini yaratmak üzere taze bir ilham ve tuhaf, karanlık bir enerjiyle fırçasını eline alacaktı.