Sırçadaki Yabancı - Bölüm 4
BÖLÜM 4: SINIRLARIN YIKILIŞI
Dışarıda patlayan gök gürültüsüyle eş zamanlı olarak evin tüm elektrikleri kesildi. Kerem, çatı katındaki o karanlık odada, sadece aynadan yayılan o hastalıklı mavi ışıkla baş başa kalmıştı. Nefes alışverişi hızlanmış, dizlerinin bağı çözülmüştü. Kaçmak istiyor ama bacaklarına söz geçiremiyordu; adeta o mavimsi ışık onu görünmez bir ağ gibi sarmalamış, aynaya doğru çekiyordu. Aynanın yüzeyindeki dalgalanmalar giderek şiddetlendi ve yüzeyden dışarı doğru, karanlık suların içinden çıkıyormuş gibi beliren bir figür yavaş yavaş netleşti. Bu figür Kerem'in tam bir kopyasıydı ama teni çürümekte olan bir ceset gibi gri, gözleri oyuk ve dudakları derisi yüzülmüş gibi kanlıydı. Varlık, aynanın içinden camın sınırlarına doğru yaklaştı ve uzun, kemikli parmaklarını camın iç yüzeyine dayadı. Camın ötesinden Kerem'e bakarken, yüzündeki o çarpık gülümseme yerini vahşi bir hırsa bırakmıştı. "Yıllarca..." diye tısladı varlık, sesi hem Kerem'in zihninde hem de odanın içinde çınlıyordu. "Yıllarca bu soğuk, renksiz hiçlikte bekledim. İlyas'ın bedeni çoktan çürüdü, bana yeni bir et, taze bir kan gerekiyordu. Sen, kendi ayaklarınla geldin."
Kerem, duyduğu bu sözler karşısında dehşetin en saf halini yaşıyordu. "Sen nesin? Ne istiyorsun benden?" diye bağırmaya çalıştı ama ses telleri sanki felç olmuştu, ağzından sadece cılız bir hırıltı çıktı. Varlık, aynanın içinden işaret parmağını kaldırıp odanın köşesindeki gevşemiş bir zemin tahtasını gösterdi. Kerem, bedeni üzerindeki kontrolünü bir nebze olsun geri kazanarak varlığın gösterdiği yere doğru sendeledi. Yerde duran eski bir levyeyi eline alıp çürük tahtayı bütün gücüyle kanırttı. Ahşap büyük bir çatırtıyla kırıldığında, altındaki boşluktan yayılan çürümüş et ve toz kokusu midesini bulandırdı. Deliğin içinde, deriden ciltlenmiş eski bir defter ve hemen yanında insana ait olduğu bariz olan, kararmış kemik parçaları duruyordu. Kafatası tam ortadan ikiye ayrılmıştı. Kerem titreyen elleriyle defteri aldı; sayfalar İlyas'ın çılgın karalamalarıyla, kan ve mürekkeple çizilmiş ayin sembolleriyle doluydu. Son sayfada ise kocaman harflerle şu satırlar yazılıydı: *'Ayna bir yansıma değil, bir hapishanedir. İçerideki açtır. Çıkmanın tek yolu, yer değiştirmektir. Kan, camı eritir. Beden, ruhu serbest bırakır.'*
Bu yazıyı okuduğu anda odanın içindeki sıcaklık sıfırın altına düştü. Ağzından çıkan her nefes beyaz bir buhara dönüşüyordu. Aynadan gelen o ritmik vurma sesi tekrar başladı, ancak bu sefer çok daha şiddetliydi. *GÜM! GÜM! GÜM!* Varlık aynayı içeriden yumrukluyor, camın yüzeyinde ince çatlaklar oluşuyordu. Kerem defteri fırlatıp odanın çıkışına doğru koşmaya yeltendi ama kapı, görünmez bir güç tarafından şiddetle üzerine çarpıldı ve kilitlendi. Tuzağa düşmüştü. Aynanın üzerindeki çatlaklar giderek büyürken, varlık gülümsedi ve camın parçalanmasıyla birlikte içeriden dışarıya doğru, karanlık, yapışkan ve buz gibi bir duman bulutu odaya dolmaya başladı. Kerem'in kaçacak yeri kalmamıştı; odanın köşesine siniyor, elindeki levyeyi umutsuz bir silah gibi sıkıca tutarak yaklaşan kıyameti bekliyordu. Sınırlar artık yıkılmış, iki dünya arasındaki o ince cam duvar parçalanmaya başlamıştı.