Sırçadaki Yabancı - Bölüm 3
BÖLÜM 3: GEÇMİŞİN KANLI İZLERİ
Ertesi sabah, güneşin ilk ışıkları pencereden sızarken Kerem'in hissettiği korku, yerini yavaş yavaş öfke ve paranoyaya bırakıyordu. Gecenin karanlığında mantığını yitiren zihni, gün ışığıyla birlikte yaşananları inkar etme eğilimine girmişti. Yine de çatı katına çıkmaya cesaret edemedi. Bunun yerine, evdeki yiyecek stokunun azaldığını bahane ederek köyün merkezine inmeye karar verdi. Belki de temiz hava ve başka insanlarla konuşmak, kafasındaki bu delilik hissini dağıtabilirdi. Çamurlu yollardan yürüyerek köy meydanına vardığında, ahşap, tek katlı köy kahvesine girdi. İçerisi ağır bir tütün, nemli yün ve demlenmiş çay kokuyordu. Köylüler, yabancının içeri girmesiyle aniden sessizleşti ve meraklı gözlerle ona baktılar. Kerem sıcak bir çay söyleyip sobanın yanına oturdu ve yan masada tespih çeken, yüzü derin kırışıklıklarla dolu yaşlı bir adamla sohbet etmeye çalıştı.
Sohbetin bir noktasında Kerem, kiraladığı köşkten ve evdeki bazı tuhaflıklardan, özellikle de çatı katındaki eski eşyalardan üstü kapalı bir şekilde bahsetti. Köşkün adını duyduğu anda yaşlı adamın yüzündeki o sıcak ifade aniden silindi, tespihi çeken elleri titremeye başladı. "Sen o lanetli eve mi yerleştin evlat?" dedi yaşlı adam, sesi fısıltı kadar kısık ve çatallıydı. Kahvedeki diğer köylüler de kulak kesilmişti. Adam, derin bir iç çekerek anlatmaya başladı. "Biz oraya 'Kör İlyas'ın Konağı' deriz. Elli yıl evvel İlyas adında, akli dengesi yerinde olmayan bir adam yaşardı orada. Resim yapmazdı ama aynalara takıntılıydı. Bütün evi o cehennem icadı camlarla doldurmuştu. Aynaların öteki aleme açılan kapılar olduğuna, içlerinde başka hayatlar, başka yüzler olduğuna inanırdı. Geceleri o aynalarla konuştuğunu, onlara kurbanlar sunduğunu duyardık." Yaşlı adam yutkundu, gözlerindeki korku yıllar öncesinden kalma bir yara gibi tazeydi. "Bir kış gecesi, köyü korkunç bir fırtına vurdu. İlyas'ın evinden gelen çığlıkları duyduk ama kimse gitmeye cesaret edemedi. Sabah olduğunda kapıyı kırdık. İlyas yoktu. Eşyaları, kıyafetleri, her şeyi yerli yerindeydi ama kendisi sırra kadem basmıştı. Sadece çatı katındaki o devasa aynanın camında, kanla yazılmış tek bir kelime vardı: 'DEĞİŞİM'. O günden sonra o eve kimse adım atmadı. Sana tavsiyem evlat, eşyalarını bile almadan o delikten kaçıp kurtulman."
Kerem, kahveden çıktığında adeta buz kesmişti. Köyden nasıl ayrıldığını, o çamurlu yokuşu nasıl tırmandığını hatırlamıyordu. Yaşlı adamın anlattıkları zihninde yankılanıyor, aynadaki yansımasının o korkunç gülümsemesiyle birleşiyordu. Köşke vardığında hava çoktan kararmaya başlamış, gökyüzünü kapkara fırtına bulutları sarmıştı. İçeri girdiğinde ev eskisinden çok daha soğuk ve tehditkar hissettiriyordu. Kararını vermişti; hemen eşyalarını toplayacak ve bu lanetli yeri terk edecekti. Koşarak merdivenleri çıkmaya başladı. Ancak üst kata ulaştığında, adımları olduğu yerde çivilendi. Çatı katının kapısı sonuna kadar açıktı ve içeriden soluk, mavimsi bir ışık sızıyordu. Odanın ortasına yavaşça yaklaştığında, dehşetle donakaldı. Aynanın üzerine örttüğü o ağır, bordo kadife örtü yerdeydi. Ve daha da kötüsü, aynanın yüzeyi artık bir cam gibi değil, dalgalanan, karanlık bir su birikintisi gibi hareket ediyordu. İçerisinden, adını fısıldayan yankılı, boğuk ve kendi sesinin iğrenç bir taklidi olan bir ses geliyordu: "Kerem... Zamanı geldi Kerem..."