Sırçadaki Yabancı - Bölüm 2
BÖLÜM 2: GECENİN FISILTILARI
Köşkteki ilk birkaç gün, Kerem için hem üretken hem de son derece yorucu geçmişti. Gündüzleri çevredeki ormanı geziyor, eskizler çiziyor; geceleri ise çatı katındaki atölyesinde, o devasa aynanın varlığına rağmen şöminenin ışığında resim yapıyordu. Ancak evin atmosferi, güneş battıktan sonra tamamen değişiyordu. Karadeniz'in o meşhur sağanak yağmurları başladığında, damlaların çatıya vuruşu adeta bir askeri marşı andırıyor, rüzgar bacadan girip odaların içinde hüzünlü ağıtlar yakıyordu. Kerem, dördüncü gecenin ilerleyen saatlerinde tuvalinin başında çalışırken, ensesinde tuhaf bir soğukluk hissetti. Sanki pencereden sızan bir hava akımı değildi bu; daha çok, arkasında duran birinin buz gibi nefesinin tenine çarpması gibiydi. Fırçasını elinden bıraktı ve yutkunarak arkasına, odanın karanlık köşesinde duran aynaya doğru yavaşça döndü.
Odanın aydınlatması sadece birkaç mum ve titrek yanan bir gaz lambasından ibaretti. Aynanın yüzeyine vuran ışık, içerideki gölgeleri uzatıyor ve şekillendiriyordu. Kerem ayağa kalktı ve aynaya doğru birkaç adım attı. İçeriden, çok derinden gelen, sanki tırnakların camı içeriden kazımasına benzeyen ince, ritmik bir ses duydu. "Tık... tık... tık..." Kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atıyordu. Sesin ahşap zemininden veya farelerden gelebileceğini düşünerek mantıklı bir açıklama aradı ama ses kesinlikle aynanın camından, tam kalbinden geliyordu. Aynanın önüne tam olarak geçtiğinde, nefesi kesildi. Yansıması orada duruyordu; üzerinde kendi kıyafetleri, kendi yüzü vardı ama bir şeyler dehşet verici derecede yanlıştı. Kerem'in kolları iki yanından aşağı sarkarken, aynadaki yansımasının elleri cebindeydi. Üstelik yansımanın dudaklarında, Kerem'in yüzünde olmayan, son derece alaycı, çarpık ve tüyler ürpertici bir gülümseme asılıydı.
Kerem korkuyla bir adım geriledi. Yansıması ise yerinden kıpırdamadı, sadece o iğrenç gülümsemesini sürdürerek gözlerini doğrudan Kerem'in gözlerinin içine dikti. Gözbebekleri, insana ait olamayacak kadar karanlık ve dipsiz görünüyordu. Kerem'in mantığı çatırdamaya başlamıştı. Bir rüya gördüğünü, halüsinasyon geçirdiğini haykırmak istiyordu. Gözlerini sımsıkı kapattı, elleriyle kulaklarını tıkadı ve içinden ona kadar saydı. "Bu gerçek değil, sadece yorgunum, boya tineri beni zehirledi..." diye tekrarlayıp durdu. Gözlerini tekrar açtığında, yansıması normale dönmüş, onun gibi korku içinde ve ellerini kulaklarına kapatmış bir şekilde duruyordu. Derin bir oh çekerek dizlerinin üzerine çöktü. Ancak rahatlaması sadece birkaç saniye sürdü. Çünkü aynadaki yansıma ellerini kulaklarından çekti, eğilip diz çökmüş olan Kerem'e yukarıdan baktı ve o cansız, cam gibi soğuk yüzüyle ona göz kırptı. Kerem o gece çatı katından nasıl kaçtığını, merdivenleri nasıl tökezleyerek indiğini ve yatak odasının kapısını kilitleyip sabaha kadar yorganın altında nasıl titrediğini hiçbir zaman tam olarak hatırlayamayacaktı. Tek bildiği, evde yalnız olmadığı gerçeğinin zihnine bir zehir gibi yayıldığıydı.