Sivaslı Eşeğin İntikamı - Bölüm 1

Bölüm 1: Meşe Ağacı ve Varoluşsal Kriz

Sivas’ın Erdoğan köyünde güneş, gökyüzünde bir mangal kömürü gibi parlamaya başladığında saat sabahın körüydü. Rüstem Ağa, ağzında yarım kalmış bir türkü ve elinde kalın bir urganla ahıra daldı. Köyün en karizmatik, gözleri sürmeli ve kulakları aerodinamik bir harika olan eşeği Gaddar, o sırada yulafını altın oran kurallarına göre çiğnemekle meşguldü. Rüstem, Gaddar’ı boynundan tutup köy meydanındaki o asırlık meşe ağacına sürükledi. "Akşama kadar buradasın, uslu dur, kayısıları yeme!" diyerek urganı ağaca, denizci düğümüyle kördüğüm yaparak bağladı ve traktörüne atlayıp ufukta toz bulutu bırakarak kayboldu.

Gaddar, önce bir sağa baktı, sonra sola. Urganın uzunluğu tam olarak 2.4 metreydi. Bu, Gaddar’ın hareket alanının kısıtlı bir çemberden ibaret olduğu anlamına geliyordu. İlk bir saat her şey normaldi. Ancak güneş yükseldikçe gölge yer değiştirmeye başladı. Gaddar, gölgeyi yakalamak için ağacın etrafında dönmeye başladı. Bir tam tur, iki tam tur, derken urgan ağaca dolandı ve Gaddar’ın hareket alanı 1 metreye düştü. Boynunda urgan, burnunun dibinde ağacın kabukları varken varoluşsal bir krize sürüklendi.

"Ben," diye düşündü Gaddar, "Orta Asya bozkırlarından kopup gelmiş asil bir soyun temsilcisiyim. Atalarım savaşlarda mühimmat taşıdı, dedem muhtarın makam aracıydı. Şimdi ise burada, bir meşe ağacıyla akraba olmuş durumdayım." Gözlerinin önünden Rüstem Ağa'nın o umursamaz tavrı, sabah kahvaltısında ona vermediği o taze salatalık geçti. Rüzgar hafifçe eserken, ağaçtan düşen bir meşe palamudu tam kafasına "tık" diye çarptı. İşte o an, Gaddar’ın beyninde bir aydınlanma yaşandı. İntikam, soğuk yenmesi gereken bir arpa lapasıydı ve o lapa bu akşam servis edilecekti.