Zamanın Kalbindeki Gizli Şehir - Bölüm 1

Bölüm 1: Tavan Arasındaki Tıkırtı

Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, Aras’ın o günkü planlarını suya düşürmüştü. Bahçede futbol oynamak yerine, büyükbabasının eski ve gizemli evinin tozlu tavan arasında vakit geçirmek zorundaydı. Tavan arası, eski kitaplar, üzeri örtülü mobilyalar ve garip şekilli sandıklarla doluydu. Aras, köşede duran ve tavana kadar uzanan devasa, meşe ağacından yapılmış duvar saatinin yanına gitti. Bu saat, bildiği kadarıyla elli yıldır hiç çalışmamıştı. Yelkovanı hep on ikiyi, akrebi ise altıyı gösteriyordu; sanki zaman orada donup kalmıştı.

Aras, saatin altındaki küçük çekmeceyi rastgele çekerken parmaklarına soğuk bir metal değdi. Bu, üzerinde karmaşık dişli desenleri olan altın rengi bir anahtardı. Anahtarı eline aldığı anda, yıllardır sessiz olan saatin içinden derinden gelen bir "tık... tak..." sesi duyuldu. Aras’ın kalbi hızla çarpmaya başladı. Saatin cam kapakçığını yavaşça açtı. Normalde olması gereken sarkaç yerinde yoktu; onun yerine yıldız gibi parlayan mavi bir ışık huzmesi dönüp duruyordu. Aras, sanki bir mıknatıs tarafından çekiliyormuş gibi elini o ışığa doğru uzattı.

Birden odadaki hava değişti. Toz tanecikleri havada asılı kaldı, yağmurun sesi kesildi. Aras, anahtarı saatin göbeğindeki küçük deliğe sokup çevirdiğinde, saatin gövdesi dev bir kapı gibi iki yana açıldı. İçeriden gelen ılık ve metalik kokulu bir rüzgar yüzünü yaladı. Kapının ardında tozlu bir tavan arası değil, gökyüzünün altın rengi dişlilerle kaplı olduğu, bulutların ise devasa saat zemberekleri gibi kıvrıldığı bambaşka bir dünya vardı. Aras, korkusunu merakına yenik düşürerek eşikten içeri bir adım attı. Arkasındaki kapı büyük bir gürültüyle kapandığında, artık kendi dünyasında değildi.

Karşısında, vücudu küçük pirinç levhalardan oluşmuş, gözleri parlayan vidalara benzeyen küçük bir tilki duruyordu. Tilki kuyruğunu salladığında metalik bir şıngırtı koptu. "Sonunda geldin," dedi tilki, sesi küçük bir çanın çınlaması gibiydi. "Ben Tıkırtı. Zamanın durmasına çok az kaldı ve sen, Büyük Usta’nın bahsettiği 'Kurucu' olmalısın. Eğer acele etmezsek, yarın sabah güneş bir daha hiç doğmayacak." Aras, elindeki anahtara sıkıca sarıldı. Macera, hiç beklemediği bir anda başlamıştı.