Zamanın Kalbindeki Gizli Şehir - Bölüm 2

Bölüm 2: Dişliler Şehri ve Paslı Tehlike

Aras ve Tıkırtı, havada asılı duran ve her biri dev bir dişliyi andıran platformların üzerinde yürümeye başladılar. Aşağı baktığında, Aras uçsuz bucaksız bir mekanizma denizi gördü. Milyarlarca çark birbirine geçerek dönüyor, dünyadaki saniyelerin ritmini oluşturuyordu. "Burası Dişliler Şehri," dedi Tıkırtı. "Buradaki her bir tıkırtı, dünyadaki bir kalbin atışına veya bir çiçeğin açmasına yardım eder. Ama bak, şuradaki çarklar neden bu kadar yavaş dönüyor?"

Aras, işaret edilen yere baktığında dehşete düştü. Şehrin merkezindeki devasa bir kule, gri ve yapışkan bir pas tabakasıyla kaplanmıştı. Pas, canlı bir sarmaşık gibi çarkların arasına sızıyor, onların dönmesini engelliyordu. "Bu Pas Lordu’nun işi," diye açıkladı Tıkırtı, sesi endişeliydi. "Zamanın durmasını, her şeyin hareketsiz ve cansız kalmasını istiyor. Eğer ana kule durursa, zamanın kalbi de durur." Şehrin sokaklarında yürürken, eskiden neşeyle çalışan 'Saatçik' adlı küçük robotların artık yerlerde hareketsiz yattığını gördüler. Bazıları sadece kollarını çok yavaşça hareket ettirebiliyordu.

Tam o sırada, gökyüzünden gri, duman benzeri varlıklar süzülmeye başladı. Bunlar Pas Lordu’nun gözcüleri olan "Gölge Saniyeler"di. Aras ve Tıkırtı bir binanın arkasına gizlendiler. Aras, "Peki ne yapmamız gerekiyor?" diye sordu. Tıkırtı, "Şehrin en altındaki Unutulmuş Mahzen’e inmeliyiz," dedi. "Orada zamanın ilk tasarlandığı gümüş bir yağ kutusu ve parlayan bir fırça var. Onları alıp ana kuleyi temizlemeliyiz. Ama orası çok karanlık ve tehlikelidir."

Aras, tavan arasından getirdiği el fenerini hatırladı. Cebinden çıkardı ve ışığını yaktı. Bu dünyada el fenerinin ışığı, sıradan bir ışıktan çok daha parlak, adeta saf bir enerji gibi görünüyordu. Işığı gören Gölge Saniyeler çığlık atarak uzaklaştılar. Aras, "Korkmuyorum," dedi kararlılıkla. "Zamanın durmasına izin veremem. Annem ve babam, akşam yemeği için beni bekliyor olacaklar. Zaman durursa onlara asla dönemem." İki dost, metal merdivenlerden aşağıya, şehrin karanlık derinliklerine doğru inmeye başladılar. Yol boyunca karşılaştıkları devasa sarkaçların arasından cambaz gibi geçmek zorundaydılar.