Zihnin Karanlık Geometrisi - Bölüm 1

Bölüm 1: Uyanış ve Tersyüz

Gözlerimi açtığımda, zemin yerine tavanda yatıyordum. Ya da tavan, zemin olmuştu; bunu anlamak imkansızdı. Odanın duvarları, sürekli renk değiştiren, koyu mor ve hastalıklı bir sarı arasında gidip gelen, nefes alan canlı bir deri dokusuyla kaplıydı. Havada, çürümüş lavanta ve paslı demir kokusunu andıran geniz yakan bir koku vardı.

Kalkmaya çalıştığımda, yerçekiminin bildiğim gibi çalışmadığını, uzayın kurallarının burada tamamen çöktüğünü fark ettim. Sanki yoğun bir suyun içindeymişim gibi ağır çekimde, süzülerek hareket ediyordum. Karşı duvarda asılı duran saat, sayıların yerine tanımsız, kıvrımlı ve sürekli titreyen semboller barındırıyor; akreple yelkovan geriye doğru, düzensiz ve hırçın sıçramalarla ilerliyordu. Pencereler dışarıyı değil, iç organların karmaşık, damarlı yapısına benzeyen, nabız gibi atan karanlık bir boşluğu gösteriyordu.

Burası neresiydi? Ölüm mü, yoksa deliliğin somutlaşmış hali mi? Düşünmeye fırsat kalmadan, odanın köşesindeki gölgeler yoğunlaşmaya başladı. Gölge, sadece karanlıktan ibaret değildi; üç boyutlu, köşeli ve sürekli şekil değiştiren, mantığa sığmayan bir varlığa dönüşüyordu. Bir an bir tesseract (dört boyutlu küp) gibi iç içe geçiyor, uzayı büküyor, sonra aniden sivri, jilet gibi keskin dikenlerle kaplı devasa asimetrik bir küreye evriliyordu. Varlığın merkezinde, sadece saf beyaz ışıktan oluşan, kapağı olmayan bir göz açıldı. Bu göz, etrafı izlemekten ziyade, zihnimin en derin, en karanlık sırlarını içine çeken bir kara delik gibiydi. Beynimin içinde, binlerce paslı çivinin aynı anda tahtaya çakılmasına benzeyen, kulakları sağır edici bir frekans yankılandı. Varlık, fiziksel bir ağız olmaksızın, doğrudan bilincime kelimeler fısıldıyordu: "Etin geçici, açıların acısı sonsuz. Düzlemimize hoş geldin."

Varlığın her şekil değiştirişinde, odanın yerçekimi de aniden yön değiştiriyor, beni duvardan duvara, tavandan zemine şiddetle savuruyordu. Korku, sadece kalbimin atışını hızlandırmıyor, aynı zamanda etrafımdaki eşyaların da eriyip sıvılaşmasına neden oluyordu. Gözümü ondan ayıramıyordum; beyaz ışığın ardında, geçmişteki bütün travmalarımın, çocukluğumda unuttuğum kabuslarımın birer sinema perdesi gibi yansıdığını görüyordum. Buradan hemen çıkmalıydım, ama hiçbir kapı yoktu. Sadece, varlığın arkasında, duvardaki derinin yırtılmasıyla yavaşça açılan ve içinden kan kırmızısı, sönük bir ışık sızan devasa, organik bir yarık vardı.

Başka seçeneğim yoktu, beklemek asimile olmaktı. Yerçekimi bir anlığına beni o yarığa doğru fırlattığında, gözlerimi kapattım ve kendimi o bilinmezliğin, etten kapının ardındaki sonsuzluğa bıraktım.