Fısıldayan Orman ve Kayıp Yıldız Tohumları - Bölüm 3

Bölüm 3: Kristal Mağaranın Yankıları

İkinci Yıldız Tohumu'nun yaydığı solgun ama büyüleyici mavi ışık, Fısıldayan Orman'ın en kuzeyinde yer alan Kristal Mağara'dan geliyordu. Bu mağara, tavanından sarkan ve yerlerden yükselen devasa, sivri buz beyazı kristallerle doluydu. Mağaranın içine girdiklerinde, içerideki havanın ne kadar soğuk olduğunu hemen hissettiler. Leo'nun tüyleri kabardı, Mila ise kuyruğunu bir atkı gibi boynuna doladı. Mağaranın içi o kadar sessizdi ki, ikilinin nefes alışverişleri bile kristallerin arasında çarpıp yüzlerce kez yankılanıyordu. Burası ormanın kalbinin attığı yerlerden biriydi ve inanılmaz bir gizem barındırıyordu.

İlerledikçe mağara genişledi ve devasa bir yeraltı kubbesine dönüştü. İkinci Yıldız Tohumu tam karşılarındaydı, ancak ulaşılması imkansız görünüyordu. Tohum, kubbenin tam ortasında havada asılı duran, tamamen şeffaf ve pürüzsüz dev bir kristal kürenin içine hapsolmuştu. Etrafında ise birbiriyle bağlantılı gibi görünen irili ufaklı onlarca kristal ayna yerleştirilmişti. Küreye giden bir yol ya da onu kıracak bir taş yoktu; zaten kırmaya kalksalar tohuma zarar verebilirlerdi. Leo çaresizce kürenin etrafında dolandı. "Bu imkansız," dedi umutsuz bir sesle. "Kürenin üzerinde hiçbir çatlak veya anahtar deliği yok. Tohumu nasıl çıkaracağız?"

Mila, çenesini kaşıyarak kristalleri ve aynaları dikkatlice inceledi. Sincabın mühendislik zekası devreye girmişti. "Bak Leo," dedi fenerini bir aynaya tutarak. Fenerin sarı ışığı aynadan yansıdı ve diğer aynaya çarptı. "Bu bir ışık bulmacası! Kürenin içindeki tohumun serbest kalması için, etraftaki aynaları öyle bir açıyla ayarlamalıyız ki, tüm aynalardan yansıyan ışık aynı anda kürenin merkezindeki tohuma vursun. O zaman kristal çözülecektir." Leo bu fikre hayran kalmıştı ama bir sorun vardı: Aynalardan bazıları mağaranın çok yüksek duvarlarındaydı. "O yüksek aynalara ben tırmanabilirim," dedi Mila cesurca. "Sen de aşağıdaki aynaları benim yönlendirmemle çevir."

Mila, inanılmaz bir çeviklikle sivri kristallerin üzerinden zıplayarak mağaranın duvarlarına tırmanmaya başladı. Leo ise aşağıda kanatlarını birer el gibi kullanarak ağır kristalleri çevirmeye çalışıyordu. "Biraz daha sağa Leo! Harika! Şimdi büyük aynayı yukarı kaldır!" Mila'nın sesi mağarada defalarca yankılanırken, orman fenerinin ışığı bir aynadan diğerine sekmeye, mağaranın içinde harika bir lazer ağı oluşturmaya başlamıştı. Son ayna da yerine oturduğunda, güçlü bir ışık huzmesi doğrudan merkeze, kristal küreye çarptı. Küre büyük bir çınlama sesiyle titreşti ve sanki sudan yapılmış gibi eriyerek sıvıya dönüştü. İkinci Yıldız Tohumu, etrafına muhteşem bir mavi ışık saçarak Leo'nun kanatlarının arasına yumuşakça süzüldü. Başarmışlardı, ama dışarı çıktıklarında gökyüzünün giderek daha da karardığını ve şafak vaktinin yaklaşmakta olduğunu gördüler. Artık koşmaları gerekiyordu.