Kayıp Bahar Ekspresi - Bölüm 2
Bölüm 2: Sonbahar Tünelleri ve Rüzgar Kurdu
Elif, Kıvılcım'ın ocağını beslemek için trenin deposunda kalan son büyülü kömürleri kürekle atmaya başladığında, Mevsim Ekspresi derin bir titremeyle sarsıldı. Çarklar gıcırdayarak dönmeye, bacadan kalın, beyaz bir buhar gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. Tren, karların içinden adeta bir devin uyanışı gibi yavaşça hareket etti ve görünmez raylar üzerinde havaya doğru süzülerek kasabanın sınırlarını aştı. Elif pencereden dışarı bakarken nefesi kesiliyordu; karlı dağlar geride kalmış, gökyüzünün rengi bir anda değişmişti. Tren, efsanelerde anlatılan boyut kapılarından birine girmiş ve Sonbahar Tünelleri'ne ulaşmıştı.
Tünelin içi taştan değil, etrafta çılgınca dönen milyarlarca turuncu, kırmızı ve sarı yapraktan oluşuyordu. Havada yoğun bir yağmur sonrası toprak kokusu ve olgunlaşmış elmaların o tatlı aroması vardı. "Buradan geçmek o kadar kolay değildir," dedi Kondüktör Puhu, monoklunu düzelterek. "Sonbahar Tünelleri, rüzgarın efendisi olan Rüzgar Kurdu tarafından korunur. Sadece doğanın ritmini anlayanların geçmesine izin verir." Tren yaprakların arasında süzülürken, aniden şiddetli bir fırtına koptu. Yapraklar bir araya toplanarak devasa, kurt şeklinde bir hortum oluşturdu. Kurt, trenin önünde durarak kükrediğinde, trenin tüm ışıkları titredi ve Kıvılcım ocağın köşesine saklandı.
Elif, korkusuna rağmen trenin ön balkonuna çıktı. Rüzgar Kurdu'nun gözleri şimşek gibi parlıyor, nefesi treni geriye doğru itiyordu. "Geçemezsiniz!" diye uğuldadı kurt. "Sonbahar dinlenmenin, yaprak dökmenin ve uykuya hazırlığın mevsimidir. Sizin gürültülü makineniz bu huzuru bozuyor!" Elif, kurdun öfkesinin aslında yorgunluktan kaynaklandığını hissetti. Sonbahar, her şeyin yavaşladığı bir mevsimdi. "Haklısın ulu kurt," diye bağırdı Elif rüzgarın sesini bastırmaya çalışarak. "Ama dinlenmek için önce baharın uyanması, yazın meyve vermesi gerekir. Kasabamda çocuklar ağaçların çiçek açtığını hiç görmedi. Biz sadece döngüyü tamamlamak istiyoruz."
Rüzgar Kurdu duraksadı. Rüzgarın şiddeti hafifledi. Elif, cebinde sakladığı, Sonsuz Kış kasabasında koparıp kuruttuğu tek bir beyaz kış gülünü kurda doğru uzattı. "Bu, bizim dünyamızda yetişen tek çiçek. Ama kokusu yok. Lütfen bize yol ver ki, dünyamıza renkleri ve kokuları getirelim." Kurt, çiçeği görünce derin bir nefes aldı ve fırtına yavaşça dindi. Yapraklar yeniden etrafa dağılırken, kurdun sesi bu kez yumuşak bir esinti gibi duyuldu: "Cesaretin ve bilgeliğin rüzgar kadar saf, küçük yolcu. Yolunuz açık olsun." Tren büyük bir sarsıntıyla yeniden hızlandı ve Sonbahar Tünelleri'nin sonundaki altın sarısı ışığa doğru yola koyuldu. Bir engeli daha aşmışlardı ama önlerinde kavurucu bir sıcaklık onları bekliyordu.