Kayıp Bahar Ekspresi - Bölüm 3

Bölüm 3: Çöl Sıcağında Bir Sınav

Sonbahar Tünelleri'nden çıkan Mevsim Ekspresi, bir anda kavurucu bir sıcaklığın ortasına düştü. Gökyüzü bulutsuz, masmavi ve güneş o kadar büyüktü ki neredeyse tüm ufku kaplıyordu. Etraflarında uçsuz bucaksız, altın rengi kum tepelerinden oluşan Yaz Çölü uzanıyordu. Havadaki sıcaklık o kadar yoğundu ki, Elif kışlık kalın kıyafetleri içinde terden sırılsıklam olmuştu. Hemen beresini ve kaşkolunu çıkararak bir kenara koydu. Ancak asıl tehlikede olan Elif değil, trendi. Trenin mekanizması, dışarıdaki aşırı sıcaktan dolayı buhar üretmekte zorlanıyor, Kıvılcım ise gücünü kaybetmeye başlıyordu.

"Su!" diye bağırdı Kondüktör Puhu, göstergelere endişeyle vurarak. "Kazanlarımız kuruyor. Yaz Çölü'nde ilerleyebilmek için Güneş Taşı'nın enerjisine ihtiyacımız var. Ancak o taş, çölün en eski sakini olan Kum Kaplumbağası'nın sırtında bulunur." Tren yavaşlayarak devasa bir kum tepesinin önünde durmak zorunda kaldı. Elif, trenin merdivenlerinden aşağı inerek sıcak kumlara adım attı. Kumlar ayaklarını yakıyordu ama dayanmak zorundaydı. Tepenin ardına geçtiğinde, küçük bir vaha gördü. Vahanın ortasında, sırtında küçük palmiye ağaçları ve kaktüsler yetişen, neredeyse küçük bir tepe büyüklüğünde bir kaplumbağa duruyordu.

Kaplumbağanın kabuğunun tam ortasında, elmas gibi parlayan, ateş kırmızısı Güneş Taşı duruyordu. Elif, kaplumbağaya yaklaşıp nazikçe seslendi: "Merhaba ulu varlık. Güneş Taşı'na ihtiyacımız var, aksi halde trenimiz tamamen kuruyacak." Kaplumbağa yavaşça boynunu uzattı. Yüzü asırların bilgeliğiyle doluydu. "Küçük kız," dedi yorgun bir sesle. "Ben bu çölün sıcağından çok bunaldım. Yüz yıldır gölgem yok, serinleyemiyorum. Eğer bana serinliği hissettirebilirsen, taşı sana veririm." Elif ne yapacağını bilemedi. Etrafta ne bir damla su ne de bir gölge vardı.

Sonra aklına bir fikir geldi. Koşarak trene geri döndü ve çıkardığı o kalın, buz gibi yün kaşkolunu aldı. Bu kaşkol, Sonsuz Kış kasabasının o dondurucu soğuğunu hala ipliklerinde taşıyordu. Geri dönüp kaşkolu yavaşça kaplumbağanın alnına serdi. Kışın o saf ve dondurucu dokunuşu, kaplumbağanın sıcak kumlarla yanan alnına değdiği an, hayvan derin, rahatlamış bir iç çekti. "İşte bu..." diye mırıldandı kaplumbağa. "Yüz yıldır hissettiğim en güzel serinlik." Kaplumbağa, bir teşekkür olarak sırtındaki Güneş Taşı'nı yavaşça düşürdü. Elif taşı aldığı an, taşın içinden yayılan serin ve ferah enerji trenin kazanlarına ulaştı. Tren büyük bir ıslık çalarak yeniden canlandı. Elif kaplumbağaya veda ederek trene bindi. Artık son duraklarına, kışın kalbine, Buzul Devi'nin mekanına gitmeye hazırdılar.