Kayıp Bahar Ekspresi - Bölüm 4
Bölüm 4: Buzul Devi'nin Kalesi
Yaz Çölü'nü geride bırakan Mevsim Ekspresi, giderek soğuyan ve grileşen bir atmosfere giriş yaptı. Burası, bir zamanlar dünyanın en güzel bahçesi olan ama şimdi tamamen donmuş, kristalize bir ormana dönüşmüş Bahar Vahası'ydı. Ağaçların dalları camdan yapılmış gibiydi, çiçekler buz kalıplarının içinde hapsolmuş, nehirler donmuştu. Vahanın tam ortasında, gökyüzüne kadar uzanan devasa, sivri buz kulelerinden oluşan bir kale vardı. Kondüktör Puhu, trenin hızını keserken fısıldadı: "İşte geldik. Buzul Devi'nin kalesi. Bahar Tohumu o kalenin en üst odasında, devin tahtının yanında duruyor."
Elif, Güneş Taşı'nı boynuna asarak trenden indi. Taşın yaydığı ılık enerji, etrafındaki buzu hafifçe eriterek ona küçük, güvenli bir yol açıyordu. Kalenin devasa buz kapılarından içeri sessizce süzüldüler. İçerisi o kadar soğuktu ki, Elif'in nefesi havada anında buza dönüşüyordu. Uzun ve karanlık koridorlardan geçerek büyük taht salonuna ulaştılar. Salonun ortasında, tamamen buzdan yapılmış bir tahtta oturan, derisi soluk mavi, sakalları donmuş şelalelere benzeyen Buzul Devi oturuyordu. Devin hemen yanındaki cam bir fanusun içinde, yeşil ve pembe ışıklar saçan, kalbi andıran Bahar Tohumu duruyordu.
Dev o kadar büyüktü ki, nefes alıp verdikçe salonun duvarlarında kar fırtınaları kopuyordu. Elif, saklandığı kristal sütunun arkasından devin yüzündeki ifadeyi inceledi. Dev kızgın ya da zalim görünmüyordu; aksine, derin bir yalnızlık ve hüzün içindeydi. Parmaklarıyla tahtının kenarına dokunuyor, dokunduğu her yer anında buzla kaplanıyordu. "Kimse bana yaklaşamıyor," diye mırıldandı dev kendi kendine. "Dokunduğum her şey donuyor, her canlı benden kaçıyor. Bu yüzden her yeri dondurdum, böylece kimse beni terk edemez." Elif, devin sırrını çözmüştü; o kötülükten değil, sevgisizlikten ve korkudan dünyayı dondurmuştu.
Elif, cesaretini toplayarak sütunun arkasından çıktı. "Buzul Devi!" diye seslendi. Sesi buzlu salonda yankılandı. Dev irkilerek ayağa kalktı, devasa ellerini havaya kaldırdı. "Bir insan! Buraya nasıl geldin? Hemen git, yoksa seni de dondururum!" diye kükredi. Elif bir adım daha attı ve boynundaki Güneş Taşı'nı çıkardı. "Senden korkmuyorum," dedi yumuşak bir sesle. "Çünkü asıl korkan sensin. Dokunmaktan korkuyorsun. Ama bak, ben sana sıcağı getirdim." Elif, Güneş Taşı'nı deve doğru uzattı. Taşın yaydığı o inanılmaz sıcaklık, devin buzdan sakallarını hafifçe eritti, ama ona zarar vermedi. Aksine, devin mavi derisi canlandı, gözlerindeki o donuk ifade yerini yaşlı bir parıltıya bıraktı. Yüzlerce yıl sonra ilk kez üşümediğini hissetmişti.